5 Temmuz 2009 Pazar

Kaos ve Dünya

Zamanın ve yerin, yüksekliğin, genişliğin, uzunluğun kaybolduğu boyutsuzlukta,
Doğanın ataları; en eski gece ve Kaos, Ebedi Anarşiyi barındırır.
J. Milton

GİRİŞ ve İSYAN

Dünyanın savaşlarla düzen arayışı, doğanın kendiliğinden karmaşası, isyancıların kaosa neden olmaları, isyanlarıyla dünyanın karmaşık doğasını daha da kaotik bir hal almasını sağladıkları gerçeği, tekilden çoğula giden yolda, isyancıların yeni bir efsanenin doğmasına neden olmalarıdır. Kaos’tan beslenen isyancılar, teorik oluşumun süreçle, pratik içinde şekilleneceği gerçeği ile yüzleştikleri zaman. Pratiğin, teoriye doğru evrimleştiği gerçeğiyle karşı karşıya kalacaklardır. İsyanlarla olgunlaşıp gelişecek olan teori, isyancı anarşistlerin el feneri olacaktır.
Eylemlerin ve isyanların yaratığı türbülans ve dünyanın her yerinde kelebek etkisi yaratacağından korkan kapitalizm. Kendi krizinin de yaratmış olduğu korkuyla, kaostan doğan isyanların etkisini kırmak için başta orta-doğuda, Mezopotamya ve dünyanın bir çok yerinde savaşlarla kendi düzenini devam ettirme direnci gösterirken, diğer yandan Avrupa'nın hemen her yerinde bir pıtrak gibi ortaya çıkan isyanları da şiddetle bastırma eğilimi sergilemekten de kaçınmamaktadır. Kapitalist krizin, kaosla, isyanlara dönüşmesi hallinde, kapitalist devletlerin, isyanlara karşıda, elinde şiddetten başka hiç silahının olmamasın sıkıntısı, günlük politikalarında yansımakta. Öyle ki, kapitalist teorisyenlerin kaos’un, anarşiye giden yolda çiçekler açmasından korktukları için, bu sürecin olgunlaşmasından korkan; gerek kapitalistlerin, gerek Marksistlerin, görsel ve yazılı basında isyancı anarşistleri “kukuletalı çapulcular” olarak adlandırması ise oldukça anlamlıdır.

Kapitalizm, kapitalist krizin yaratığı kaos’un derinleşmesiyle paniğe giren sistem, sistem adına yazılı basında bazı köşe yazarlarının, “Marks haklıydı” diye yaptıkları analizlerin özünde itiraftan çok, isyanlara karşı zaman kazanma tepkileri olduğunu algılamak lazım.
Oysa, göstermiştir ki; Sosyalizm ve Proleterya diktatörlüğünün pratik olarak evrildiği süreç Komünizm olmadığı gibi, sadece ve sadece kapitalizmin devletleşmesidir.
Yaşanan 70 yıllık Sosyalist deneyim, pratikte göstermiştir ki; Sosyalizmde sömürü ve baskının dolaylı şekilde değil; direk olarak hayatın tüm alanlarında devam ettiğidir.
Marksistlerin “devrim olmasını hayal etmekle, olması arasındaki farkı kavrama zorluğu çekmeleri” biraz da politik kabızlıktan ileri gelmektedir. Bu verileri bazen doğrusal olmayan denklem kümeleriyle açıklanmaya çalışmak... Tarihin süründüre süründüre adam etme yerine, tarihin çöp sepetine giden teoriler kervanına katılacağı ön görüsü daha ağır basmaktadır.

İnsanlığın yeni arayışları ise; ancak Kaos ve ebedi Anarşiyle son bulacaktır.

Kediliğinden isyanların ilk belirtileri ilk olarak Fransa'da ortaya çıkmıştı bir kaç yıl önce..
Kaosun açtığı pencere bu gün Yunanistan'da devam ediyor. Yunanistan'daki isyanın, polisin 15 yaşındaki bir Anarşisti vurmasıyla başlamış olması, isyanın sadece görsel boyutudur.
Gerçekte ise kapitalist krizin dolaylı yansımasıdır.
Son dönemde “Yunanistan'da yaşanan isyan biterse ne olur?” sorusu kafaları meşgul ediyor olabilir. Ki; bunları okuduğunuz zaman büyük bir ihtimalle de isyan hoş bir anıdan ibaret olguya dönüşmüş olacak.
Yunanistan'daki isyanın bitmesi yada bitirilmesi, genel olarak isyanların bitmesi anlamına gelmeyeceği gibi; yeni başlangıçlara, yeni isyanlara zemin hazırlamak gibi bir anlam ifade edecektir. İsyanı anlama ve anlamlandırmadaki sorunun isyanla yükselen eylem grafikleri, matematiksel olarak ta kapitalizmi çözümsüz hale getireceği (pattern) daha anlaşılmaz hale dönüştüreceği, zeminini kayganlaştıracağıdır.
Geleceğin de; Marksist teorisyenlerin, şemasını çizdikleri, duasını ettikleri devrim modelleri ile olmayacağını da şimdiden yazalım.
Çünkü onlar için Tarih, binlerce kez hayal kırıkları yaşatmış olsa da, kaosun Milton'un tanımıyla 'Kaotik' denilebilecek tamamıyla rassal olaylar olarak cereyan ediyor olması olasılığını, en azından bu sefer gözden kaçırmayacaklarını ummaktan başka bir şey gelmiyor elimizden.
Bu yüzden “Kaotik olan çekici ve kırılcadır. Kırılca (Fractal) ise, büyütüldükçe yapısal ayrıntısı artan bir nesnedir. Bir kırılcaya hangi ölçekte baksanız, istatistiksel olarak benzeşen, özünde bir birine koşut yeni bir yapılanma görürsünüz. Öyle bir çizgi düşünün ki; yakından baktıkça koşut, benzer çizgilerden oluşsun. Her bir çizgiye daha yakından bakınca yine koşut çizgiler görünsün.
İşte bu bir kırılcadır. Bir kırılca asla tekli yapıya indirgenemez. Çünkü matematiksel olarak noktalar sıfır boyutlu çizgiler, sıfır kalınlıktadır. Ne kadar büyütseniz de onlar değişmez.”

Kaosun isyan koşullarını sağladığında artık kaos’un dönemsel davranışından söz edilemez. Yörüngeleri başlangıç noktalarına duyarlı eylem biçimleri, başlama ve bitme arasındaki eğilimleri belirsizdir. İsyan, kaos’un, rassal görünen, bir dizi doğrusal olmayan denklemlerinin, deterministik gelişimini de gösteren bütün parçası olmuştur..
Kaos doğrusal olmayan bir dinamikteki en basit olaylarla, en zor olan isyanların arasında bir yerdedir. Yani kurgusu olmayan kaos deterministik bir düzensizliği atfeder.
Bu garip, başı bozuk davranışları kestirilemez. Sürecin ise nerede duracağını anlamak mümkün olmayacağıdır.

Kapitalist-Neo Liberal çözümlerin sıfırı tükettiği anlayışı ile geliştirilen teorik analizlerin de gerçeği yansıtmadığı da ortadadır. Nedeni ise; olguların pratik olmaksızın teorize edilmelerinden kaynaklanmaktadır.
Maxwell’in de dediği gibi; “Bu dünyanın gerçek mantığı olasılıklar hesabıdır.”
Olasılıklardan oluşacak teorik çözümlemeler olmayacağı gibi olsa olsa tahminler manzumesi olacaktır. Gelinen süreçte, Pratik olarak ta işçi sınıfının devrim yapmasının mümkün olmadığı gerçeği orta yerde dururken. Belli kalıplar çerçevesinde devrim, halk ayaklanması, silahlı mücadele, proleter kalkışma hayali ile iktidar ve diktatörlük peşinde koşacak cahiller ordusuna yazılan manifestolarla, hayal aleminin hoş odalarında afyonlama terapileriyle, Yunanistan ve Atina'daki isyanla her şeyin farklı yazılacağı gerçeğini görmemekte ısrar edenleri gülünç yapan ise; kendi diktikleri iktidarlarına, renkli kılıflar geçirerek sonuç almaya çalışmalarıdır.

Kaos;
Bilemezsiniz tanıştığımıza nasıl sevindim,
Acayip çekiciliğinize tutuldum.
Cole Porter

Çok önceleri, zamanın başlangıcından da önce tanrılar boş anlarında eğlensin diye insana (l )sayısını vermişler. Daha sonra (l) sayısından acayip hoşlanan adam, arayıp bir başka sayı bulmuş ve bunları birbirleriyle karıştırmamak için (2) demiş. Ve bir tane daha bulup (3) demiş.
Sonraki günler (0) tam sayısının güzelliği ve gerçekliğiyle kendinden geçen adamın eşi, elinde çekici bir meyve ile gelmiş. Meyveyi veren cennette görevli melek, bunun (0) olduğunu söylemiş. Kadının meyveyi ısırmasıyla birlikte adam esrikleşmiş ve zihni yükselip (1+1+1+.......) in anlamını
kavramış. Sabah uyandığındaysa yalnızca içi boş semboller kalmış elinde.’’

Britannica'ya göre Kaos, Yunan'ca Kaos'tan türetilmiş ve her şeyden önce var olan sonsuz ve boş uzayı tanımlar. Kapitalist sistemde Kaos, düzensizlik ve şekilsizliğin hüküm sürdüğü bir durumu anlatır. Bilimsel veriler Kaosun öngörülebilir bir olgu olmadığı, her şey ne kadar düz bir çizgide gidiyormuş gibi görünse de, küçücük bir kıvılcımın (Yunanistan örneğinde olduğu gibi) Kaosu derinleştirip, isyanların çıkmasına sebep olduğudur.
O yüzden bilim, Kaosun matematiksel verilerle modellenemeyeceğini söyler.
Basit neden-sonuç ilişkisine göre, sonucu öngörebilirsiniz.
Ancak bunun da yüzde yüz doğru olduğu anlamına gelmeyeceğini bilmek gerekir. Yani evrende ve yaşamda, sistemlerde olan bir şey rastgele olmaz. Bu düşünce olarak doğrudur da aslında. Determinist ilkeye göre, bu matematiksel ifadelere, gerekli değerleri koyduğunuzda bu sonucu elde edersiniz. Ancak sistemin determinist olması onun öngörülebilir olması anlamına gelmez. İşte şaşırtıcı olan da budur. Garip ama gerçektir. Kapitalist ideologların hesaplayamadıkları da budur. Bütün araştırmaları bu isyanların önünü almanın mümkün olmadığıdır. isyancıların teorik reçetelerinin olmaması, her şeyi el yordamıyla bulmaları, pratik içinde süreci kavramaları isyancı Anarşistlerin doğru yolda olduklarının bir başka göstergesidir.

Oysa insanlık tarihi boyunca, insanlar dünya ve evreni hatta yaşadıkları düzeni (sistemleri) tanımlara dayalı olarak, belli bir düzen içinde akan (ilkel toplum, köleci toplum, feodal toplum, kapitalist toplum, komünist toplum) kalıplarla açıklamalarının, doğrular olarak kabul edilemez olduğudur. Gerek gerçeğin, gerek bilimsel verilerin istatistiksel olarak hesaplanması sonucu bile; Kaosun düzensizlik atfetmesi ile kendi içinde düzenler manzumesi olduğunu, teorinin pratiği şekillendirmeyeceğini, pratikten teoriye gideceğini anlamamıştır.
Biz isyancı Anarşistleri bu noktada diğerlerinden ayıran en temel özellik ve ayrık otu kılan ise; tekilden çoğula giden yola, gidilen yola çıkarken elimizde bir yol haritasının olmamasıdır.
Bu yolun nerelerden geçtiğini kestirmiyor olmamız bizim yola çıkmayacağımız anlamına gelmiyor tabii ki.
İsyancı Anarşistlerin de dediği gibi, kaostan ve isyandan korkarlar.
Bitmez tükenmez bir enerjiyle her şeyi bir düzenle, düzenin bütünü kurtarma ilişkisiyle açıklamaya, örgütlemeye yönelik çabaları sonsuzluğa açılan kapının kapanmasından başka bir anlam ifade etmemektedir. Buna bazı Anarşist akımların eklemlendiğini söylemek gerek. Nasıl bir Anarşizmle tartışmaların olduğu kimlik, renklerin tartışıldığı Anarşizmin yaşam biçimi olduğu gerçeğinden çok genel ideolojik kavramlar muamelesine tabii kılınmasından kaynaklıdır.

“Bir şeyi ret etmek yada kabul noktasına kitlemek bizim işimiz değil” diye düşünüyoruz.
Kaos her şeyi isyana dönüştürürken, anarşist kültür oluşturma adına geleceğe dair yaşam kurgusu oluşturmanın hayatın içinden gelecek pratikle mümkün olacağıdır. Bizler; bu günden Marks ya da diğer filozoflar gibi iki yüz yıl sonrasının planını yapmakla mükellef değiliz.
(İki yüz yıl sonrasının hayalini kurmadığımız için olsa gerek) Hatta öyle bir iddiamız da yok.
Nuh gemisi gibi, gerçeğin dehlizlerinde yol alacak geminin yapımına başlamak için, ya da bir delinin kuyuya atılacağı taşı bulmanın telaşı içinde olduğumuz gerçeğiyle yüz yüzeyiz.
Bize düşen, “bu gün ne yapabiliriz?” üzerinden tartışma dinamiği yaratabilme yetisidir en azından. En basitinden ekolojik çevre sorunlarını bile kapitalizmin krizi haline dönüştürerek; büyük fırtınaya neden olacak kelebeğin, kanatlarını çırpmasını sağlayabiliriz.

“Yüzyıllar boyunca, büyük bir rahatlıkla evrendeki ayrıklık ve sonluluğu fark ettik. Çok önceleri Yunan'lılar madde sürekliliğinin ayrık atomlarla değiştirilmesini önerdiler. Ardından Avagadro bir kutu içindeki atomları saydı ve sonlu sayıda olduklarını buldu. Bu yüzyılda Einstein, Newton'un sonsuz hız kavramını reddetti. Planck enerji sürekliliğimizi elimizden aldı. Sonraları, Heisenberg eşlenik değişkenleri gözlemekteki kesinliğin sınırları anımsattı. Ve son olarak, algoritmik kaos kuramları, hiçbir değişkenin kesinlikle ölçülemeyeceğini kibarca ortaya koydu.
Yani fiziksel olarak, sayılar sürekliliği bir hayaldir.” diye yazar J. Ford.

Değişimin (Devrim) bir şey ifade etmediği gibi; kurulacak sistemlerin şu ya bu biçimde Kaosu ve isyanı içinde barındırması kaçınılmazdır! Bu gün ise İsviçre ve Fransa sınırında yerin yüz eli metre derinliğinde bilim adamları higgs parçacığını aramakla meşgul. Biz ise sıfırın kendinden emin anlamını, güzelliğine bağlamlandırırken; kendi isyanımızın sonsuzlukta hoş sedadan öte olduğunun bilinciyle hareket edeceğiz!
Sonsuzluğa açılan her pencereye bir demet çiçek bırakmanın telaşı olacaktır pratiğimizde.

PRATİK ve TEORİ'nin Yol arkadaşlığı

Pratik kendine kanallar açarken; genelde teorik olarak pratiği şekillendirecek bir formasyonla hareket biçimini belirler. Bu yaklaşım doğruları içinde barındırmasına rağmen genel olarak yanlış üzerine bina edildiğinden, hastayı görmeyen doktorun reçete yazmasına benzer. Tümden tekile giderken, tümün parçalarında kaosun neden olduğu değişkenlik hesap hattalarına neden olur. Bu kaosun çok değişkenli öngörüsüdür. Bir çok politik yapı genel olarak sürekli değişen, hatta yeni sürece yönelik görevlerimiz diye başlayan teorik belirlemelerine, pratik içindeki değişkenlikten kaynaklı hüsran yaşarlar. Doğruların çözümsüz kalması zamanla yanlışa dönüşmesi genel ideolojik belirlemelerinde ki yetersizlikten kaynaklıdır. Nedenleri içinde en başta gelen olgu 30 yıl önce belirlenen ideolojik formasyondaki ısrarlardır. Otuz yıl içinde derelerden o kadar su akmıştır ki; arkadaşların akan suyun farkında olmamaları, artık doğal bir hal almış durumdadır.
Küresel krizlerin yaratığı dalgalanmalar, mücadele biçimleri düz bir hat izlemediği için politik olarak ta biz İsyancı Anarşistleri ayrıcalıklı kılan olgu ise; pratik üzerine inşa edilecek teorinin doğrularından çok, gerçeğin kendi iç dinamiklerinin zorlamasıyla mümkündür.
Teorinin pratiği belirlemesi, tarih boyunca belirleyici olması sonucu gidilen yol bir arpa boyudur. Sorun sorunsalı gerçeğe dönüştürme zorluğu çekerken, gecenin gündüz olarak algılanmasına benzer. Zor kendi dinamiklerin efendinin kedini kabul ettirirken kullandığı zora benzer. Yaşam kendi anahtarlarını şu ya da bu biçimde yaratırken tanrıların yeni peygamber yollamasına benzer yola benzemesi o peygamberin kabul edileceği anlamını çıkarsamak, genel teori önceliğini öne çıkardığı gibi; pratiğin mahkumiyetini ebedi kılacaktır.

İsyancı Anarşizm; doğası gereği, efendinin kullandığı zora karşı başkaldırı, kendinden emin olma durumu üzerine pratiğin oluşturduğu teorik çözümlemeler sonucu gündem belirlemeler kolaylaşacağı için, tanrılarla kavganın daha rahat yürümesine yadım ettiği gerçeği anlaşılır olacaktır.
Dursun Kazan
Yeni Özgür Politika Politikart

Popüler Yayınlar

Follow by Email