11 Haziran 2011 Cumartesi

Katharizm

"Hepsini öldürün. Tanrı kendi kullarını ayırır."
"Kıyamet gününü bekleyen gafiller daha çok bekler."
- Dursun Kazan

"Kılıçlarından kan damlayan kuzeyli Baronlar, zırhlarını şakırdatarak, geldiler, Başpapaz Amaud Amaury'nin huzurunda dizvurup sordular: Kathar sapkınları çoluk çocuk Beziers katedraline sığınmış. Onları korumak isteyen dini bütün halk, Katoliğiyle, Yahudisiyle aralarına karışmış, Tanrının kullarını şeytana tapanlardan nasıl ayıracağız Peder.

Katharlar üstüne haçlı seferlerini Roma adına yöneten Başpapaz yanıtladı: "Hepsini öldürün. Tanrı kendi kullarını ayırır." (22 Temmuz Biziers Katliamı)

Uygarlığın tarihi sanıldığı kadar kolay yazılmadı. Uygarlık tarihinde kan var, acı ve gözyaşı var. Aydılanma Tarihi'nin ateşi yakılırken, insanoğlunun aklının aydınlanması ise çok daha sancılı olmuştur.

Gecenin karanlığı ancak küçük küçük ateşlerle aydınlandı. Kimi zaman tan yeri aydınlanıyor sandı insanoğlu. Umutlandı, yüzlerce kez hayal kırıklığına uğradı. İnanılmaz bir sabır ve inançla aydınlık geleceğin mücadelesini verdi. Karanlığın aydınlığa dönüşmesi için ne kadar zaman geçti diye sorarsınız? bunu cevaplamak güçtür derim size. Yeryüzünde iktidarı elinde tutanlar, düzenin devamı ve kuralların korunması için, İnsanlara buyurdular;

Katıksız itaat edeceksin, inanacaksın, karşı gelmeyeceksin, düşünmeyeceksin, yalnız ve yalnız verilen bütün emirleri sadakla yerine getireceksin. ¥ bunları yerine getirmeni istiyor. Ve Tanrı diyor ki: Her kim bu düzeni değiştirmeye kalkarsa, benim adıma katli vaciptir.

Oysa reel olan, Tanrılar ve dinler adına da olsa, kurulu düzenin değişiminden yana olanlar, Aydılanma çağının belirleyici öğeleri olmuşlardır. Aydılanma çağının belirleyici güçleri olan bu dinamikler, Reform devindiricisi oldukları kadar, İnsan düşüncesinin yol göstericisi olma şerefine nail olmuşlardır. Nasıl ki "Luther'in Roma'daki papa'ya kafa tutması, din adına olduğu kadar, akıl yolunun açılmasına yardımcı olmuştur." Luther bir öncü müydü? Elbette değildi. Luther'in öncesi de vardı. Sonuç neden ilişkisiyle açılayabileceğimiz nedenlerinden, halkalarından sadece biri diyebiliriz. ¥vardır. Hiçbir oluşum kendi omurgasını oluşturmadan varolamaz. Bütün oluşum ve eklemler, tarihsel gelişim seyri içinde kendini var ederler. Kathar Şövelyeleri de, acılı ve sancılı tarihimizin gözyaşlarıdır. Kanla yazılan bu tarihin inançlı birer meşalesidirler.

On ikinci yüzyılda doğan ve on dördüncü yüzyıla kadar Avrupa ve Asya'da etkisini sürdüren Katharistlerin, uğradığı baskı ve katliamları anlatmaya çalıştığım.

On ikinci yüzyılda güney Fransa'da etkili olan Kathar öğretisi, 1417'de asılan Şeyh Bedreddin mezhebinin öncelidir. Kathar-Bogomil-Bedreddin öğretisi arasında büyük benzerlikler vardır. Tam anlamıyla bir bağ vardır savı bilimselikten uzak bir yaklaşım olur. Bu akımlar arasında bir bağ kurmak ancak ve a ncak yetkin tarihçilerin işidir.

Başı kesilen, insanlığın gelmiş geçmiş en içli, en cömert ve sevgi dolu Katharlar'ın trajik öyküsüdür. Kathar öğretisini önemli kılan diğer bir olguysa Roma Kilisesi'nin Engizisyon ateşinin tarihde ilk defa onlar şerefine yakılmasıdır. Engizisyon yangınlarının üzerine onurla, yüreklilikle giden Katharlar'ın, Pirene dağlarında yaşadıkları insanlık tarihinin bir parçasıdır. Jeolojik olarak 93 milyon yaşındaki bu dağlar, geçmişte Katharlar'a yuva olmuştur. Dağların Midi Pirene, diye bilinen ve Ositanyaca konuşan Kuzeyli Baronların yaşadığı bu bölgede bulunan katharlar 40 yıl süren kanlı savaşlar sonucu tarih sayfasından silinmiştir. "İdam karşıtlarının kanı tarihde ilk kez 22 Temmuz'da aktı." On ikinci yüzyılda Ositanya bölgesinde binlerce yandaş bulan Kathar mezhebi üçüncü yüzyılda İran'da yaşayan Manes'in yaydığı, mankeizm öğretisindeki iyi kötü birlikteliğine dayanır. Karşıt düşünceler dengesi üzerine kurulu olan bu düşünce Hıristiyanlığın insanlar üzerine yüklediği tüm ödevleri yadsıyordu. Kathar mezhebine üye olanlar, bu akımın yayılıp gelişmesine yardımcı oluyordu. Kathar vatandaşı özgürdü, istediği gibi yer, içer, istediği kadınla evlenirdi. Yanlız Kathar rahipleri kesinlikle cinsellikten uzak, şiddete hiçbir koşul altında başvurmayan, vejataryan Kadın ve Erkeklerden oluşurdu. Kadınlar diyiyoruz, çünkü, tarihte kadınlar, erkeklerle eşit koşullar altında çok az mezhepte din görevlisi olabilmiştir. Katharları diğer dinlerden ayıran başka bir özellikse tarihteki ilk anti-militaristler olmalarıdır. Ölüm cezasına da karşı olan Katharlar, 40 yıl boyunca her türlü baskı ve işkenceye maruz kaldılar. Bütün yaşananlara karşın Katharlar yine de iyiliği güzelliği anlatmaya çalıştılar.

Katolik Kilisesi'nin içinde bulunduğu durum hem kötüydü, hem de kilise her geçen gün toplum nezdinde prestijini yitiriyordu. Roma'ya bağlı papazlar, insanları yasaklarla, günahlarla,cehennemlerle, şeytanlarla, korkuyla kuşatmışlardı. Halka yardım etmek yerine halkı soyan papazlar, her geçen gün daha çok zenginleşiyor, zengiliştikçe de baskı ve işkencenin dozunu arttırıyorlardı. Bu koşullar altında Katharların güç kazanmaması için sosyolojik ve psikolojik koşullar kendiliğinden oluşmuş oluyordu. Katharların kilisenin vergilerini red edişlerinin, sadece kilise için değil, feodal düzen için de tehdit oluşturduğu da görmezden gelinemezdi. Nihayet Roma, varlığını sürdürmek için, 1207 yılında harekete geçti. Ve 22 Temuz'da Bizers Kalesi düştü. Kana susayan Tanrı adına, o gün Bizers Kalesi'nde tanrının evine sığınan yirmi bin insan kılıçtan geçirildi.

Bundan yedi yüzyıl önce kadın erkek eşitliği, düşünce-inanç özgürlüğü, ortak mülkiyet tezini savunan; köleciliğe ve ölüm cezasına karşı çıkan bu öğretinin yayıcıları Engizisyon mahkemelerinde birer birer yargılanıp, Engizisyon ateşinde tütsülenerek Tanrı adına ruhları 'kurtarıldı.'

Oksitanya kendi dilini konuşan zengin bir ülkeydi. Uygar insanları, edebiyat ve müzik sohbetlerinin yapıldığı gelişmiş şatoları vardı ve henüz vahşiliğini, ilkelliğini aşamamış Paris'teki kral. Bu durum karşıtlıkmış gibi görünse de, o günkü koşullar göz önüne alıp din gibi bir faktörü de eklediğimizde, her şey olağan bir olguya dönüşecektir. Katharların kutsal kitabı, İncil'in yeni ve değişik yorumudur. Manes'in ikilik öğretisinin de etkisi olmuş mudur? Bunu tam olarak söylemek mükün değil. Ama büyük bir ihtimalle de, şu veya bu düzeyde etkisi olmuştur; daha sonra Balkanlar'da ortaya çıkan Bogamil ve Anadolu'daki Şeyh Bedreddin öğretisinde Manes etkisi daha belirgindir. Bütün bunlara karşın Kathar öğretisi Hıristiyanlığa daha yakındır. Üsa'yı tanrının sözcüsü olarak kabul etmelerine karşın, Üsa'nın mucizeler yaratmış olduğuna inanmıyorlardı. Ve Hıristiyanlar gibi puta, heykele, haça tapmayı da reddediyorlardı. "Babanı assalar onu asan tellere de tapar mıydın?" diye soruyorlardı Katoliklere. Katharlar mucizeye inanmaz; kıyamet, cennet ve cehennem gibi kavramları da red ederlerdi. "Beden için süreklilik yoktur. Ölürsün ve her şey yok olur." İsa dahil herhangi bir insanın dirileceğine aynı inançsızlıkla karşı geliyorlardı. Tartışmalarda Katolik papazlara "Kıyamet gününü bekleyen gafiller daha çok bekler" diyorlardı. Bütün bunlar göz önüne alındığında Kathar öğretisi o yüzyıllar için bir devrimdir. Mankeizm çizgisine yakın oldukları, iyiliğe ulaşan ruhun sonsuz bir güce dönüşmesini savundukları, öldürme eyleminden uzak durdukları, Engizisyon yargıçları huzurunda tavuk boğazlamayı kabul etmedikleri için yakılmış olmaları bile bu inancı saygıya değer bir olgu olarak karşımıza çıkartıyor. Kısmen Mankeizm ile Hıristiyanlığın sentezi olan Kathar öğretisi, kilise evliliğini de kabul etmiyordu. Katolik papazları da pezevenklikle suçluyor, evliliğin dinle bir ilgisinin olduğunu kabul etmiyordu. Evliliğin temelinin sevgide aranması gerektiğini söylüyordu. Doğal olarak biri günah işlerse bu onu ve tanrısını bağlardı. Kathar kilisesi toplum yaşamını sadece dinsel olarak değil, ekonomik ve sosyal olarak da yönlendiriyordu. Katharizm, toplumu bir komün gibi yöneten işsize iş, aça aş felsefesinden hareketle tarihte yerleşik düzene karşı çıkan bir hareketti. Uzlaşmacı ve şiddete karşı oldukları için Katoliklerle tartışarak sorunları çözmek istiyorlardı. 1204'de Aragon Kralı'nın girişimiyle kurulan Kathar-Katolik Uzlaşma Kurulunda, Papa'nın temsilcisinin savurduğu tehditler sonucunda artık Katharlar için ateşten gömleği giymenin kaçınılmaz olduğu ortaya çıkmıştı. Katarlar hızla Pirene Dağları'na çekildiler. Burdaki kaleler, şatolar birer birer onarıldı. Kuzeyli baronlar Kathar Şövalyesi idiler artık.

"Bu topraklardan dışlanan,
horlanan tüm lanetlilere bir kent, bir barınak,
ekmeğimi, suyumu ve kılıcımı veriyorum,
varsın gelsinler."

Bu çağrıyı kendisi Kathar olmayan VilKont Trancavel yapmıştı...

Engizisyon çarkları dönmeye başlamıştı. Yakalanan her Kathar'a, önce işkence ile 'suçu itiraf ettiriliyor' sonra da meydanlarda kurulan odun öbeklerinde tütsülenerek ruhu temizleniyordu. Tek tek direnişlerle 1251 yılına kadar Kathar direnişi haçlılara karşı sürdü. Guillaume Belibaste'nin 1321'de yakılmasıyla Kathar öğretisi tarihin sayfalarına karıştı.

Ayr

Katharizm ya da Katarcılık (-okunuşu "katar"-) Ortaçağ’da Fransa’nın Albi bölgesinde ortaya çıkan, 12. ve 13. yüzyıllarda Avrupa’nın batı kısmındaki ülkelerde etkili olan bir tarikattır. Din tarihçilerinden bazıları bu tarikatı Hıristiyan tarikatlar sınıfına sokmaya çalışmışsa da, Kilise’nin görüşlerine karşı çıkmış ve reenkarnasyonukabul eden bir tarikattır.
“Kathar��? adı, sözcük anlamıyla arınmış anlamına gelir. Albigeois olarak da adlandırılan Katharlar’ın (Cathares) temel görüşleri şöyle özetlenebilir:

  • Ruhun dünyevi kurtuluşa ermesi için pek çok defa bedenlenmesi gerekir.
  • Ruhun kurtuluşunu maddi bağlardan kopma yoluyla aramak gerekir.
  • Nefis terbiyesi ruhun kurtuluş sürecini hızlandırıcı bir yoldur.
  • Dünyada düalite (ikilem) ilkesi geçerlidir.
  • Dünya’da Satan’ın (şeytanın) egemenliği hüküm sürdüğünden, Dünya yaşamı ötesinde bir cehennemden söz etmeye gerek yoktur. (Yani cehennem bizzat yaşadığımız kötülük dolu yeryüzü olarak kabul edilebilir.)
  • Kötülüğün kaynağı bedensel istekler, maddi hırslardır.
  • İsa Peygamber’in dediği gibi, mal mülk edinme kaygısı kaçınılması gereken nefsani bir kaygıdır.
  • İsa Peygamber Tanrı’nın oğlu değildir, o da hepimiz gibi, bir ruhtur.
  • Katoliklik boş inançlardan başka bir şey değildir.
Kilise ve krallık Katharlar’ı birkaç kez imha girişiminde bulunmuş ve bunu sonunda 13. yy.’da Haçlı orduları başarmıştır. 20.000 kişinin katledilmesi ve keşişlerin yakılmasından sonra, Kathar tradisyonu kısmen Trubadur’lar tarafından sürdürülmeye çalışılmışsa da, bunların yaymaya çalıştıkları öğreti de yine Engizisyon tarafından yasaklanmıştır.
Yüzyıllarca unutulmuş durumda kalan kathar öğretisi, 20.yy’da ünlü reenkarnasyon araştırmacısı İngiliz psikiyatr Dr. Arthur Guirdham’ın araştırmalarıyla yeniden gündeme getirilmiştir.


1997 Özgür Politika Dursun Kazan

Hiç yorum yok:

Popüler Yayınlar

Follow by Email